İşçilik Alacakları

İstanbul BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
30. Hukuk Dairesi
Esas: 2016 / 31
Karar: 2016 / 33
Karar Tarihi: 25.10.2016

ÖZET: Babasının rahatsızlığından dolayı, davacının iş yeri çalışanlarından Ö.K., işletme sorumlusu S.Ş. ve şirket yetkilisi U.G.’u ayrı ayrı arayarak izin talebinde bulunduğu, kaldı ki dosya kapsamı itibariyle talep ettiği dönemde bakiye kullanabileceği Altı günlük izinin bulunduğu, buna rağmen izin verilmediği, davacının babasının ağır hastalığının ve sonrasında vefat ettiği de anlaşıldığı üzere devamsızlık için haklı bir neden oluşturduğu, kaldı ki devamsızlığın ikinci günü feshedilmesi karşısında İş Kanunundaki koşulların gerçekleşmediği, işveren feshinin haklı nedene dayanmadığı, iş yerinde sekiz yılın üzerinde kıdemi bulunan davacının, makul bir sebep olmaksızın, geçimini sağladığı işe, tazminat haklarını sona erdirecek şekilde sebepsiz yere devam etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, mahkemenin kıdem tazminatının kabulüne yönelik kararının sonuç itibariyle doğru olduğu anlaşılmıştır. Yerel mahkeme kararının sonuç itibariyle doğru olması nedeniyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

(1475 S. K. m. 14) (6100 S. K. m. 355, 365) (4857 S. K. m. 25) (5521 S. K. m. 8)

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama üzerine verilen davanın kısmen kabulüne yönelik karara davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin 28.07.2007-07.10.2015 tarihleri arasında asgari ücretle vardiya sorumlusu olarak çalıştığını, 07.10.2015 tarihinde 1475 s.14. Maddesi uyarınca prim gün ve süresini doldurduğu için feshettiğini, işverence 02.10.2015 tarihli işe gelmediği gerekçesi ile ihtarname gönderildiğini, o tarihlerde raporlu olduğunu beyanla, kıdem tazminatı ve izin ücretinin hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının 28.07.2007 tarihinde işe girdiğini, 02.10.2015 tarihli ihtarname ile 29.09.2015-30.09.2015-01.10.2015-02.10.2015 tarihlerindeki toplam 4 günlük devamsızlığına ilişkin mazeretini belgelemesi için 3 günlük süre verildiğini, davacı tarafından sunulan sağlık raporunun 29.09.2015-30.09.2015 tarihleri kapsadığını,01.10.2015-02.10.2015 tarihleri itibariyle izin alınmaksızın ve haklı sebep gösterilmeksizin işe gelmediğini, bu nedenle iş akdinin 02.10.2015 tarihinde 4857 25/2-g uyarınca haklı nedenle feshedildiğini, davacının 07.10.2015 tarihli 1475 say 14/1-5 dayanarak yaptığı fesih bildiriminin 09.10.2015 tarihinde müvekkiline ulaştığını, iş akdinin bu ihtarnamenin ulaşmasından önce haklı nedenle feshedildiğini, davacının yıllık izinlerini kullandığını, yıllık izinlerin önceden belirlenerek işveren tarafından uygun görülmesi halinde kullandırıldığını, telefonla bilgi verilerek kullandırılmasına ilişkin uygulama bulunmadığını, iş yerinde bayram ve genel tatillerden sonra işlerin normalden yoğun olması nedeniyle izin kullandırılmadığını, bu uygulamayı davacının bildiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, taraf tanıkları dinlenmiş, iş yeri dosya örneği, banka ekstre örneği celp edilmiş, bilirkişi raporu alınarak, iş akdinin davacı tarafından 1475 S.K. 14 Maddesi uyarınca 07.10.2015 tarihinde feshedildiği bu nedenle kıdem tazminatına hak kazandığı, hak kazandığı 130 gün yıllık izinden 124 günü kullandığı bakiye 6 günlük izin ücretinin 2015/ eylül bordrosuna intikal ettirilerek ödendiğinden bahisle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Süresi içinde davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Başvuru nedenleri özetle; davacının 29.09.2015-30.09.2015-01.10.2015-02.10.2015 tarihlerinde devamsızlık yaptığı, gönderilen ihtarnamede devamsızlık nedenlerinin bildirilmesi için 3 gün süre verildiği, davacı tarafından sunulan sağlık raporunun 29.09.2015-30.09.2015 tarihlerini kapsadığı, diğer devamsızlık günleri için haklı bir mazeret bildirilmediği, bu nedenle 4857 sayılı İş Kanununun 25/2-g uyarınca iş akdinin 02.10.2015 tarihinde işverence haklı nedenle feshedildiği, davacı tarafından 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/1-5 maddesine göre feshe yönelik 07.10.2015 tarihli ihtarnamenin 09.10.2015 tarihinde işverene ulaştığı, iş akdinin bu ihtarnameden önce işverence feshedildiği, işverenden izin alınmaksızın haklı neden bildirilmeksizin devamsızlık yapan davacının iş akdinin kendi kusuru ile sona erdirildiği, bu nedenle kıdem tazminatına hakkı bulunmadığı sebebiyle istinaf kanun yoluna getirilmiş olmakla, üye hakimtarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

İş Yerinde Sekiz Yılın Üzerinde Kıdemi Bulunan Davacının Makul Bir Sebep Olmaksızın Geçimini Sağladığı İşe Tazminat Haklarını Sona Erdirecek Şekilde Sebepsiz Yere Devam Etmemesinin Hayatın Olağan Akışına Aykırı Olduğu

İSTİNAF KARARI

HMK 355. madde düzenlemesine göre, kamu düzenine aykırılık halleri hariç, istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olmak üzere yapılan inceleme sonunda;

İstinaf sebebine göre iş akdinin hangi tarafça feshedildiği, sebebi ve tarihi çekişmelidir. İşverence 02.10.2015 tarihinde düzenlenen ve davacıya hangi tarihte tebliğ edildiğine ilişkin şerh bulunmayan ancak, davacı tarafından düzenlenen 07.10.2015 tarihli ihtarname içeriğine göre, bu tarih itibariyle öğrenildiği kabul edilen ihtarname ile davacının 29.09.2015-30.09.2015-01.10.2015-02.10.2015 tarihlerindeki toplam 4 günlük devamsızlığına ilişkin mazeretini belgelemesi için 3 günlük süre verildiği, aksi halde iş akdinin 4857 Sayılı İş Kanunun 25/2-g maddesi uyarınca 02.10.2015 tarihinde feshedileceğinin bildirildiği, bilahare düzenlenen çıkış bildirgesi ile iş akdinin 02.10.2015 tarihinden geçerli olmak üzere sona erdirildiği, fesih iradesi, bozucu yenilik doğuran bir irade olduğundan, iş akdinin 07.10.2015 tarihli davacının fesih beyanından önce işverence 02.10.2015 tarihinde sona erdirildiği anlaşılmıştır. Nitekim 05.10.2015 tarihinde işyerine giden davacının işbaşı yaptırılmadığı davacı ikrarı ile sabittir. Bu durum da davacı feshinden önce işverence iş akdinin sonlandırıldığını ortaya koymaktadır.

Davalı tarafından 02.10.2015 tarihli feshin haklı nedenle yapılıp yapılmadığı hususu değerlendirildiğinde; Davalı tarafından sunulan evrak örneklerinden ek 5 de yer alan devamsızlık tutanağının 02.10.2015 tarihli olduğu ve 01.10.2015-02.10.2015 tarihlerinde devamsızlık yapıldığına ilişkin olarak düzenlendiği, ancak aynı tarihli noter ihtarnamesinde devamsızlık tarihlerinin 29.09.2015-30.09.2015-01.10.2015-02.10.2015 tarihleri olarak bildirildiği, bu durumun çelişki oluşturduğu, kaldı ki duruşmada davalı taraf tanığı olarak dinlenen ve devamsızlık tutanağında imzası bulunan Ö.K.’ün davacının bayramdan sonraki ikinci gün kendisini telefonla arayarak babasının hasta olduğunu ayrıca bilet bulamadığını beyan ettiğini, kendisinin izin vermeye yetkili olmadığını U.Bey’i araması gerektiğini ve durumu U.Bey’e ilettiğine yönelik beyanına, davacının ihtarnamesinde ismi geçen işletme sorumlusu olan davalı tanığı S.Ş’in bayramın 2. Günü davacınıntelefonla arayarak babasının rahatsız olduğunu söyleyerek, bayramdan sonrası için izin istediğini, işlerin ne olacağını bilemediği için izin veremeyeceğini U.Bey’i araması gerektiğine yönelik beyanlarına ve şirket yetkilisi U.G.’un 09/05/2016 tarihli duruşmada, davacının bayramın 2. Günü kendisini arayarak izin istediğini ancak kendisinin kabul etmediğini, işe gelmediği için de iş akdinin feshedildiğine yönelik beyanlarına göre, işverenin devamsızlık tutanağının düzenlendiği 02.10.2015 tarihi itibariyle davacının 29.09.2015-30.09.2015 tarihleri itibariyle sağlık raporundan haberinin olduğu, 20.03.2016 tarihinde vefat ettiğini beyan ettiği babasının rahatsızlığından dolayı, davacının iş yeri çalışanlarından Ö.K., işletme sorumlusu S.Ş. ve şirket yetkilisi U.G.’u ayrı ayrı arayarak izin talebinde bulunduğu, kaldı ki dosya kapsamı itibariyle talep ettiği dönemde bakiye kullanabileceği 6 günlük izinin bulunduğu, buna rağmen izin verilmediği, davacının babasının ağır hastalığının ve sonrasında vefat ettiği de anlaşıldığı üzere devamsızlık için haklı bir neden oluşturduğu, kaldı ki devamsızlığın ikinci günü feshedilmesi karşısında İş Kanunu 25/2-g’deki koşulların gerçekleşmediği, işveren feshinin haklı nedene dayanmadığı, iş yerinde 8 yılın üzerinde kıdemi bulunan davacının, makul bir sebep olmaksızın, geçimini sağladığı işe, tazminat haklarını sona erdirecek şekilde sebepsiz yere devam etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, mahkemenin kıdem tazminatının kabulüne yönelik kararının sonuç itibariyle doğru olduğu anlaşılmıştır.

İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi

HÜKÜM:

Dosya kapsamı, delil durumu ve yukarıda açıklanan gerekçe itibariyle, yerel mahkeme kararının sonuç itibariyle doğru olması nedeniyle davalının istinaf başvurusunun HMK 353/b-2. maddesi uyarınca esastan REDDİNE,

İstinaf giderlerinin başvuru yapan üzerinde bırakılmasına,

Alınması gereken 828,30 TL harcın peşin alman 207,80 TL harçtan mahsubu ile bakiye 620,50 TL harcın davalıdan tahsiline,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda ilgililerin mahkememizin bu kararına karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 8 gün içinde (5521 Sayılı K 8/3) mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere başka yer bölge adliye mahkemesine dilekçe verilmek suretiyle (HMK 365/1) Yargıtay’ın İlgili Hukuk Dairesince incelenmek üzere tarafların temyiz yasa yoluna başvuru hakkı bulunduğuna oybirliği ile 25.10.2016 günü karar verildi.

Borca İtiraz

İzmir BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. Hukuk Dairesi
Esas: 2016 / 144
Karar: 2016 / 145
Karar Tarihi: 07.11.2016

ÖZET: İtiraza konu imza üzerinde yapılan incelemeye ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen … tarihli raporda inceleme konusu senetteki imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin belirtildiği davalı alacaklı vekilinin de gerek … tarihli itiraz dilekçesinde gerekse … tarihli celsede yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini, daha önce cezai soruşturma nedeniyle Söke Jandarma Kriminal Labarotuvar Amirliğinin sunduğu rapor ile Adli Tıp Kurumu raporu arasında çelişki bulunduğu, üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültesinden oluşturulacak heyetten rapor alınarak tüm çelişkilerin ancak ortadan kaldırılabileceğini iddia etmiş olduğundan alacağın varlığını ispat külfeti davalı alacaklı da olduğu kuralı da gözetilerek uzman bilirkişilerden oluşturulacak bir kuruldan yeniden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalı vekilinin yeniden rapor alınması talebinin somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle reddedilmesi, kesin kanaat içermeyen mevcut rapor hükme esas alınarak borçlunun imzaya itirazının kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. Yine kabule göre de mahkemece takibe konu senetteki imzanın borçlunun eli ürünü olmadığı kesin olarak tespit ve ispatlanmadığından alacaklının kötü niyeti ve ağır kusuru da ispatlanamadığından alacaklı aleyhine tazminata ve para cezasına hükmedilmesinin de yerinde olmadığı anlaşılarak aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İcra Hukuk Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

(2004 S. K. m. 170) (6100 S. K. m. 353)

Takibe Konu Senetteki İmzanın Borçlunun Eli Ürünü Olmadığı Kesin Olarak Tespit Ve İspatlanmadığı

DAVA: Davacı vekili 02.11.2016 tarihli dava dilekçesinde, davalı alacaklı vekili tarafından müvekkili hakkında Manisa 1. İcra Müdürlüğünün 2015/6181 sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibe konu senetteki imzanın, müvekkiline ait olmadığını, imzaya, borca ve tüm ferilerine yönelik itirazların kabulüne karar verilmesini talep ve olarak etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili 25.11.2015 havale tarihli cevap dilekçesinde davanın reddine, davacının tazminata ve para cezasına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 28.07.2016 gün, 2015/552 Esas 2016/459 Karar sayılı kararla “davacının imza itirazının kabulüne, takibin durdurulmasına, 2.000 TL tazminatın ve 1.000 TL para cezasının davalıdan tahsiline” karar verilmiştir.

Alacaklının Kötü Niyeti Ve Ağır Kusurunun İspatlanamadığı

İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili 05.08.2016 günlü istinaf başvuru dilekçesinde ve yine 29.09.2016 günlü gerekçeli istinaf dilekçesinde Adli Tıp Kurumundan gelen raporda senetteki imzanın davacıya ait olup olmadığı tespit edilemediğini, ilgili rapora karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, mahkemece üniversitelerin güzel sanatlar bölümünden oluşturulacak bir bilirkişi heyetine dosyanın imza incelemesi için gönderilmediğini, mahkemece hatalı şekilde karar verildiğini, ayrıca imzanın borçluya ait olup olmadığı konusunda bir kesinlik olmamasına ve dolayısıyla İİK ‘nun aradığı senedi takibe koymada kötü niyetin veya ağır kusurun ispatı gibi bir durum söz konusu olmamasına rağmen kanuna aykırı şekilde tazminata ve para cezasına hükmedilmesinin de isabetsiz olduğu, bu nedenle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE: Her ne kadar Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, İstanbul Adli Tıp Kurumu 09.06.2016 tarihli raporunda inkar edilen imzanın davacı borçluya ait olup olmadığının tespit edilemediğini, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarını da göz önüne alınarak İİK’nun 170/3 maddesinde öngörülen “inkar edilen imzanın borçluya ait olduğunun anlaşılması” koşulu gerçekleşmediğinden, takibe konu senetteki imzanın davacı borçluya ait olduğunun ispat külfeti senet elinde olup, takibe başlanan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya ait olduğundan, alacaklı taraf da senetteki imzanın davacı borçluya ait olduğunun ispatlayamadığından davacı borçlunun imzaya itirazın kabulüne karar verilmiş ise de:

Alacaklı Aleyhine Tazminata Ve Para Cezasına Hükmedilmesinin Yerinde Olmadığı

İtiraza konu imza üzerinde yapılan incelemeye ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen 09.06.2016 tarihli raporda inceleme konusu senetteki imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin belirtildiği davalı alacaklı vekilinin de gerek 15.07.2016 tarihli itiraz dilekçesinde gerekse 28.07.2016 tarihli celsede yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini, daha önce cezai soruşturma nedeniyle Söke Jandarma Kriminal Labarotuvar Amirliğinin sunduğu rapor ile Adli Tıp Kurumu raporu arasında çelişki bulunduğu, üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültesinden oluşturulacak heyetten rapor alınarak tüm çelişkilerin ancak ortadan kaldırılabileceğini iddia etmiş olduğundan alacağın varlığını ispat külfeti davalı alacaklı da olduğu kuralı da gözetilerek uzman bilirkişilerden oluşturulacak bir kuruldan yeniden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalı vekilinin yeniden rapor alınması talebinin somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle reddedilmesi, kesin kanaat içermeyen mevcut rapor hükme esas alınarak borçlunun imzaya itirazının kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin, 15.02.2016 gün, 2015/26735 Esas 2016/3900 Karar sayılı benzer içtihadı bu doğrultudadır.)

Yine kabule göre de mahkemece takibe konu senetteki imzanın borçlunun eli ürünü olmadığı kesin olarak tespit ve ispatlanmadığından alacaklının kötü niyeti ve ağır kusuru da ispatlanamadığından alacaklı aleyhine tazminata ve para cezasına hükmedilmesinin de yerinde olmadığı anlaşılarak aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.

İstinaf Başvurusunun Kabulü

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile Manisa 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2016/552 E, 2016/459 K. sayılı kararının HMK 353/1-a (6) maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,

2- Dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine iadesine,

3- İstinaf harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

4- İstinaf kanun yolu giderinin ilk derece mahkemesince yeniden kurulacak esasa ilişkin hükümde gözetilmesine,

5- Kararın taraflara tebliğine,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 07.11.2016

Antalya BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
10. Hukuk Dairesi
Esas: 2016 / 20
Karar: 2016 / 25
Karar Tarihi: 07.11.2016

ÖZET: Davacının 05.03.2010 tarihinden itibaren yenilenen hizmet alımı ihaleleri ile taşeron firmalar bünyesinde kesintisiz olarak çalıştığı anlaşıldığından iş sözleşmesini belirsiz süreli iş sözleşmesine dönüştüğü, davacının ücretinin hizmet alımına dair sözleşmenin 7. maddesi gereğince asgari ücretin % 30 fazlası olduğu, bilirkişi tarafından giydirilmiş ücretin 4857 sayılı yasa ve hizmet alım sözleşmesine uygun olarak hesaplandığı anlaşılmakla; Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, her iki davalının istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. Davalı bakanlık ve şirket vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

(4857 S. K. m. 2) (6100 S. K. m. 353)

Davacının Ücretinin Hizmet Alımına Dair Sözleşme Gereğince Asgari Ücretin % 30 Fazlası Olduğu

Dava: Yukarıda mahkemesi ile esas ve karar numarası yazılı dosya üzerinden verilen karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmakla yapılan inceleme sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin davalı kurumda farklı alt işverenlerde olmak üzere 17.02.2009 tarihinde işe başladığını, 31.05.2009 tarihine kadar çalıştığını, sonrasında 05.03.2010 tarihinde tekrar işe girdiğini ve 31.12.2015 tarihinde mesai saatinin bitimi ile birlikte işten çıkartıldığını öğrendiğini, en son çalıştığı firmanın davalı Simge temizlik Ltd. Şti. olduğunu, kurumda çalışan tüm personelin davacı ile iki arkadaşı olmak üzere ihaleyi alan yeni firmada çalışmaya devam ettiklerini, sadece müvekkil ve iki arkadaşının işten çıkartıldığını, başka bir işyerinde görevlendirme yapılmasına ilişkin çağrı yapılmadığını, ihbaröneline uyulmadığını, davacının hesabına kıdem tazminatı ödendiğini, ancak ihbar tazminatlarının talebe rağmen ödenmediğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 200.00 TL ihbar tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

CEVAP: Davalı bakanlık vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın taraf sıfatı yokluğundan reddini talep etmiş olup, Müvekkili idare ile ilgili şirket arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi oluşmadığından davanın davalı idareye yönelik reddedilmesi gerekliğini savunmuştur.

Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı bakanlık ile müvekkili arasında hizmet alımı işi olduğunu, müvekkili şirketin ihaleyi 01.01.2015-31.12.2015 tarihleri arasında aldığını, davacının müvekkilinde 1 yılı tamamlamamış olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ: İlk derece mahkemesi kararı davalı şirket ve diğer davalı bakanlık vekilince istinaf edilmiş, davalı şirket vekili istinaf sebebi olarak; Müvekkili şirketi şirketin söz konusu hizmet alım işini 01.01.2015 – 31.12.2015 tarihleri arasında ve süre bitiminde ihaleyi tekrar kazanamaması üzerine işi devrettiğini, söz konusu çalışma yerindeki işçilerin tümünün çıkışının verildiğini, yeni dönemde davacının işe alınmadığını, burada işçinin işine son verenin müvekkili şirket olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirketteki çalışmasının 1 yılı doldurmadığını, bu durumda müvekkili şirketin sorumluluğunun söz konusu olmadığını, bu nedenlerle yerel mahkemenin kararının bozulmasına karar verilmesi istinaf edilmiştir.

Diğer davalı bakanlık vekili istinaf sebebi olarak; davacı ile bakanlıkları arasında herhangi bir iş akdinin olmadığını, davanın taraf sıfatı yokluğundan reddinin gerektiğini, müvekkili idareyle ilgili şirket arasında asıl işveren – alt işveren ilişkisi oluşmadığından davanın müvekkili idareye yönelik reddinin gerektiğini, davalı ile yapılan sözleşmelerin belirli süreli sözleşmeler olduğunu, davacının iş sözleşmesinin iş bitimi nedeniyle kendiliğinden sona erdiğini, belirli süreli sözleşmeler bitiş süresi önceden belirlenmiş sözleşmeler olduğundan “ihbar süreleri. ihbar tazminatı” söz konusu olmadığını bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi istinaf edilmiştir.

Bilirkişi Tarafından Giydirilm Ücretin Hizmet Alım Sözleşmesine Uygun Olarak Hesaplandığı

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: Davacının davalı bakanlığa bağlı çocuk yuvası, yetiştirme yurdu gibi kurumların temizlik ve diğer işlerini ihale yolu ile hizmet alım sözleşmesi ile üstlenen alt işveren şirketlerde 05.03.2010 tarihinde çalışmaya başladığı, davalı şirketin son iki yıl ihaleyi aldığı, bu şirket nezdinde davacının Bakanlık Müdürlüğü ve çocuk yetiştirme yurdunda temizlik işçisi olarak çalıştığı, yetiştirme yurdunun hizmet alımına dair sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle iş akdinin 31.12.2015 tarihi itibariyle feshedildiği, bildirim sürelerine uyulmadığı, davalı bakanlık ile davacının çalıştığı taşeron firmaları arasında 4857 sayılı yasanın 2. maddesinde düzenlenen asıl-alt işveren ilişkisinin bulunduğu, davacının işçilik alacaklarından her iki davalının birlikte sorunlu oldukları, son işveren davalı şirketin alt işveren olmasının yanında kendisinden önce farklı taşeron firmalar bünyesinde çalışan davacıyı çalıştırması nedeniyle işyeri devri hükümlerine göre sorumlu olduğu, davacının 05.03.2010 tarihinden itibaren yenilenen hizmet alımı ihaleleri ile taşeron firmalar bünyesinde kesintisiz olarak çalıştığı anlaşıldığından iş sözleşmesini belirsiz süreli iş sözleşmesine dönüştüğü, davacının ücretinin hizmet alımına dair sözleşmenin 7. maddesi gereğince asgari ücretin % 30 fazlası olduğu, bilirkişi tarafından giydirilmiş ücretin 4857 sayılı yasa ve hizmet alım sözleşmesine uygun olarak hesaplandığı anlaşılmakla;

Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, her iki davalının istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.

İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ve nedenlerle;

1- Davalı bakanlık ve şirket vekillerinin istinaf başvurularının HMK’nun 353.1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

2- Davalı şirketten istinaf harçtan peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

3- Davalı bakanlık harçtan muaf olmakla istinaf harcı alınmasına yer olmadığına,

4- İstinaf talebinde bulunan davalı taraflarca yapılan istinaf ve yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,

5- İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına istinaf vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353.1-b.l bendi ile 5521 sayılı Kanun’un 8.3. maddesi uyarınca dava değeri itibari ile 07.11.2016 tarihinde KESİN OLMAK üzere oybirliği ile karar verildi.

Cismani Zarar Sebebiyle Tazminat

Antalya BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. Hukuk Dairesi
Esas: 2016 / 4
Karar: 2016 / 4
Karar Tarihi: 13.10.2016

ÖZET: Dosyada bulunan kusur raporlarına, tıbbi belgelere, ATK raporuna ve ceza dosyasına ait belge ve tutanaklara göre davalıların fiilleri neticesinde, davacı F.D.’in yüzünde sabit iz oluşacak şekilde cismani zarara maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Oluşan bu cismani zararın davacının maddi zararına sebebiyet verebileceği de olasıdır. Keza cismani zarara uğrayan kişi buna sebebiyet verenlerden manevi tazminat altında bir miktar para ödenmesini de isteyebilir. Hal böyle olunca davacılardan F.D.’in ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Bu kararın kaldırılması ve adı geçen davacının ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar verilmesi icap etmektedir. Ancak İİK’nın maddesindeki teminat alınması kuralı” nazara alınmalıdır. İstekte teminat alınmamasını gerektirecek haller bulunmamaktadır. Diğer davacılar N.D., Furkan Demir ve A.S.D. ise herhangi bir cismani zarara uğramamışlardır. Eşleri-babaları olan F.D.’in maruz kaldığı fiillere istinat eden manevi tazminat istemleri ise TBK’nın maddeleri çerçevesinde değerlendirilmeye muhtaçtır. Bu davacıların haczi ihtiyati istemlerinin reddine dair olan karar haklar dengesine uygundur ve yerindedir. Davacılar N.D., F.D. ve A.S.D.’in istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Cismani Zarara Uğrayan Kişinin Buna Sebebiyet Verenlerden Manevi Tazminat Altında Bir Miktar Para Ödenmesini İsteyebileceği

(6100 S. K. m. 353, 406) (2004 S. K. m. 257) (6098 S. K. m. 56, 58)

Dava: Haksız eylem-cismani zarar sebebi ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini isteyen davacılar Fahri DEMİR, Nefise DEMİR, Furkan DEMİR ve Ayşe Sude DEMİR vekilleri Av. Mehmet Salih GÜL’ün aynı zamanda istenen tazminat miktarını karşılayacak ölçüde ihtiyati hacze karar verilmesi isteminin reddine dair Antalya 4. Aslîye Hukuk Mahkemesinden verilen 28/07/2016 günlü ve 2016/315 Sayılı kararın adı geçen davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine duruşma açılmasını icap ettiren herhangi bir cihet bulunmadığından HMK’nun 353/b madde ve bendi uyarınca dosya üzerinde yapılan incelemeler ve görüşmeler sonucunda, gereği düşünüldü;

A- OLAY:

21/09/2014 günü saat 21:00 sıralarında davacı Fahri DEMİR içerisinde eşi Nefise DEMİR ve çocukları Furkan DEMİR- Ayşe Sude DEMİR’in de bulunduğu ve kendisinin yönetimindeki 07 BMU 72 plakalı araçla piknik için bulunduğu mesire alanından ayrılırken davalılardan Hasan AKSOY’un üç yaşındaki oğlu Yağız AKSOY’un ayağının üzerinden geçmiştir.

B- TALEP:

Davacılar vekili, bu hadiseden sonra davalılar Hasan AKSOY ve Eray TONGA’nın gelerek davacı fahri DEMİR’e saldırdıklarını, yüzünde sabit eser husule getirdiklerini, aracına da zarar verdiklerini açıklayarak bu davacı için 1.000 TL maddi ve 45.000 TL manevi tazminata, hadisenin kendi gözleri önünde gerçekleşmesi sebebiyle eş Nefise DEMİR için 15.000 TL ve çocukların her biri için 6.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiş, istekle birlikte tüm davacılar için talep ettiği 73.000 TL üzerinden her iki davalı hakkında ihtiyati hacze karar verilmesini talep etmiştir.

C- İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk Derece Mahkemesince İstinaf konusu edilen kararla İİK. 257 ve izleyenmaddelerindeki koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle ihtiyati haciz isteminin reddi cihetine gidilmiştir.

D- İTİRAZ:

Davacılar vekili tüm davacılar yönünden ihtiyati haciz koşullarının gerçekleştiğini açıklayarak İlk Derece Mahkemesinin red kararının kaldırılmasını ve istekleri vechile karar verilmesini istemiştir.

E- İHTİYATİ HACİZ ŞATLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

İhtiyati haciz, nitelikçe bir geçici hukuki koruma tedbiridir. (HMK 406/2) Geçici hukuki kuruma tedbirlerinin amacı, yargı organları önünde hak arayan kişilerin nihai olarak elde etmeyi umdukları haklarına erişimi kolaylaştırmaktır. Bu amacın gerçekleşmesi için elde edilmesi umulan hakların ya da onların konularının ortadan kalkması, yok olması, değiştirilmesi gibi olasılıkların bertaraf edilmesi gerekir.Elde edilmesi umulan hakka kavuşulmasını kolaylaştırıcı tedbirler hak arama özgürlüğünü, adil yargılama hakkım ve hukuk devleti ilkesini de yakından ilgilendirir. (İHAS 6,2709 sayılı T.C Anayasası 36, HMK 33) İhtiyati hacız istekleri değerlendirilirken geçici hukuki koruma tedbirlerinin açıklanan bu amacının gölden uzak tutulmaması gerekir, İİK’nun 257 ve izleyen maddelerine göre rehin ile temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Bu kuralın haksız, eylemden kaynaklanan tazminat isteklerinde de uygulanması gerektiği belirgindir. Çünkü bu isteklerde de para alacağına kavuşulması amaçlanmaktadır. Yargıtay’ın istikrar kazanmış ilke ve uygulamalarına göre, haksız eylemden kaynaklanan zarar haksız eylemin gerçekleştiği tarihte muaccel hale gelmektedir. Buradaki “muacceliyet” kavramı, alacaklı tarafından talep ve dava edilebilir hale gelmiş olma anlamındadır. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 24.05.2016 gün ve 2016/4517-6851 E.K. sayılı ilamı)

Dosyada bulunan kusur raporlarına, tıbbi belgelere, ATK raporuna ve ceza dosyasına ait belge ve tutanaklara göre davalıların fiilleri neticesinde, davacı Fahri Demir’in yüzünde sabit iz oluşacak şekilde cismani zarara maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Oluşan bu cismani zararın davacının maddi zararına sebebiyet verebileceği de olasıdır. Keza cismani zarara uğrayan kişi buna sebebiyet verenlerden manevi tazminat altında bir miktar para ödenmesini de isteyebilir. (6098 Sayılı TBK 54 ve 56) Hal böyle olunca davacılardan Fahri Demir’in ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Bu kararın kaldırılması ve adı geçen davacının ihtiyati haciz isteminin kabulüne karar verilmesi icap etmektedir. Ancak İİK’nın 259. maddesindeki teminat alınması kuralı” nazara alınmalıdır. İstekte teminat alınmamasını gerektirecek haller bulunmamaktadır.

Diğer davacılar Nefise Demir, Furkan Demir ve Ayşe Sude Demir ise herhangi bir cismani zarara uğramamışlardır. Eşleri-babaları olan Fahri Demir’in maruz kaldığı fiillere istinat eden manevi tazminat istemleri ise 6098 Sayılı TBK’nın 56 ve 58 maddeleri çerçevesinde değerlendirilmeye muhtaçtır. Bu davacıların haczi ihtiyati istemlerinin reddine dair olan karar haklar dengesine uygundur ve yerindedir.

İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi Gereği

F- HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-) Davacılar Nefise Demir, Furkan Demir ve Ayşe Sude Demir’in istinaf başvurularının ESASTAN REDDİNE,

2-) a-Davacı Fahri Demir’in istinaf başvurusunun KABULÜNE,

b-Adı geçen davacının ihtiyati haciz isteminin reddine ilişkin Antalya 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 28/07/2016 günlü ve 2016/315 Esas sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-) İİK’nun 257 ve izleyen maddeleri uyarınca yukarıda kimlik bilgileri yer alan borçlular- davalılar Hasan Aksoy ve Eray Tongal’ın yedlerinde veya üçüncü şahıslarda olan taşınır ve taşınmaz malları ile alacakları ve diğer hakları üzerine davacı Fahri Demir yararına 46.000,00 TL tutarındaki istekle sınırlı olmak kaydıyla ihtiyati haciz konulmasına,

4-) İİK’nun 259.maddesi uyarınca alacak miktarının % 10’u nispetinde (4.6000.00 TL) teminat alınmasına.

5-) Belirlenen teminatın yatırılması halinde ihtiyati haciz kararının infazına,

6-) Kararın infazı için Antalya İcra Dairesi’nin yetkili kılınmasına,

7-) Kararın ilgililere tebliği, teminat alınması ve sair işlemlerin İlk Derece Mahkemesi’nce yerine getirilmesine,

Dair, İİK’nun 258/3 madde ve fıkrası uyarınca 13.10.2016 gününde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.

WhatsApp chat
Hemen Ara!